26 Mart 2016 Cumartesi

HATTIAN CIVILIZATION


The Hattian civilization (2500 – 1700 BC)
The Hattians did not use writing. We know them, from Akkad writen sources, the Assyrian chronicles and from the tablets of Hattusha.
The language, religion and culture of Hattians influenced the Hittites which followed them.
Their language was agglutinative and completely different from Indo European and Semitic languages. 
It is known, the Hatti language was used in the temples by the priests, untill 1200 BC, the collapse of the Big Hittite Empire.
Examples from the Hattian language:
Shapu (god), washapu (gods), katte (king), kattah (queen), binu (child), lebinu (children)
Some Hattian god names:
Tetešhapi, Terewatte,  Terhapati (ya), Tetepiri (an), İmar, Kahalwuzzil, Kaštuwarit (i),  Tahattemuit (i),  Taru,  Tašimmet (i),  Tuhulil, Waššizil,  Wurumkatte,  Zintuki, Eštan.
The Hattians were a people native Anatolians from at least the 3rd millenium BC onwards and they were matriarchals.

HATTİ UYGARLIĞI

Hatti uygarlığı (M.Ö. 2500 – 1700)
Hattiler yazı kulanmamışlardı. Varlıklarını, Akadca yazılı kaynaklardan, Asur yıllıklarından ve Hattuşa tabletlerinden biliyoruz. Hattilerin dili, dini ve kültürü, onlardan sonra gelen Hititleri oldukça etkilemişti.
Hatti dili, eklemeli bir dildi ve Hint- Avrupa ve Sami dillerinden ayrı özelliklere sahipti.
Hattice’nin, M.Ö. 1200 yıllarında, Büyük Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüne kadar, tapınaklarda rahipler tarafından kullanıldığı bellidir.
Bazı Hattice örnekler:
Şapu (tanrı), Waşapu (tanrılar), Katte (kral), Kattah (kraliçe), Çocuk (binu), Çocuklar (lebinu)
Bazı Hatti tanrıları:
 Tete šhapi, Terewatte, Terhapati (ya), Tetepiri (an), İmar, Kahalwuzzil, Kaštuwarit (i), Tahattemuit (i), Taru, Tašimmet (i), Tuhulil, Waššizil, Wurumkatte, Zintuki, Eštan
Hattiler, Anadolu’nun yerli halkı idiler ve anaerkildiler, en azından M.Ö. 3. binlere uzanan varlıkları biliniyor.

9 Şubat 2015 Pazartesi

SİPSİ


Sipsi, nefesli çalgıların içinde en küçük ve en tiz ses veren çalgıdır. Halk oyunlarında özellikle Türkiye’nin güneybatısında, “teke bölgesinde” – görülür. Sipsinin sesi, tekelerin, keçi yavrularının sesini taklit etmeye yarar. Genellikle sazdan, kabuktan yapılır.
Üflemeli çalgılar ilk çağlarda, iliksiz kaval kemikleri, içi boş boynuzlar ya da kamışlar kullanılarak üretilmişlerdir.
Orta Asya’da  “sıbızgı, sıvızga” gibi adlarda benzeri çalgılar vardır. Bir Rus yazar, kabuktan burarak yapılan ve “bırgı” diye adlandırılan bir çalgıdan bahseder.
Dirmil’de Çavdır’da sipsiye, “dilli düdük” de denir. Sipsi ile çalınan oyun havalarına, Burdur, Tefenni, Çavdır dolaylarında “sipsi havası” denir.
Sipsi bazen tek başına çalınır, bazen de parmak curası ve kabak kemane ile bazen de davul – zurna ile birlikte çalınır.
Sipsinin yanı sıra kayıtlara geçmiş ancak bugün, yapanı ve çalanı kalmadığı için yok olmuş çalgılarımız vardır. Sadi Yaver Ataman bunların adlarını şöyle sayar: “Cuk- Cuk, Zıbık, Zıbızga, Gavgav, Soyut, Hort Hort, Zınbon, Piygaç, Çimon, Gıgı (gıgıt), Cız-Cız, Fıttıgı, Süsük, Dillice, Kemuk”…

Sipsi is a little wood wind instrument of Turkey, especially in the regions where  “Teke dances” are performed  in south west of Turkey, in Turkish folklore. Teke means “male goat” in Turkish and sipsi sounds goat.

2 Kasım 2014 Pazar

OSMAN BEY’İN ADI GERÇEKTE OTMAN MIYDI?

Osmanlı için Fransızcada “Ottoman”,  İngilizce’de “Ottoman”, Yunanca “Οθωμανική”,  (Othomaniki), İspanyolcada “Otomano”,  İtalyanca’da “Ottomano” denir… Bu dillerin hepsinde “s” sesi olmasına karşın “Osmanlı” neden böyle anılmıştır?
Konuyla ilgili bazı tarihi kaynaklara göz atsak neler çıkar karşımıza?
- Şeyh Ede Balı, “(…)Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu, Horasan erlerinden baba İlyas'ın müridi, Nevşehirli Hace Bektaş Veli ile Kırşehirli Ahi Evren’in muasırı, ahi teşkilatının dönem reisi, Otman Gazi ve bacanağı Dursun Fakih’in kayınpederidir.” (A.Hamit ÖZYAYLA, Söğütte 400 Çadır, İlkadım Dergisi)
- Şeyh Ede Balı, Osmanlı’nın kurucusu kabul edilen Otman [Ataman] Bey’e destur veren ve Otman’ın gördüğü rüyayı yorumlayarak; “Oğul Otman, sana müjdeler olsun ki, Hak Teâlâ sana ve nesline padişahlık verdi; mübarek olsun. Ve kızım Malhun Hatun senin helalin oldu,” diyerek, kızını Otman Gazi’ye nikâhlamış ve damadı Otman Gazi’ye şöyle vasiyet etmiştir: (…) (Aşık Paşaoğlu Tarihi, s.16)
- Osmanlı Devletinin kurucusu Otman (Ataman) Bey’in adına  Anadolu ve Rumeli’nde Bektaşi tekkeleri kurulmuştur, bu tekkelerden biri olan Otman Baba’nın  adı her zaman Sarı Saltuk, Kızıl Deli Sultan gibi Batıda tekke kurmuş pirlerle birlikte anılır. Otman Baba Velayetnamesi  ünlüdür. Buna göre Otman Baba  yedi dilimli taç giyer, bunlardan iki dilimlisi Elifi Horasani, dört dilimlisi de Hüseyini taç diye adlandırılmıştır.
- Türkolog İrene Melikof da (Uyur İdik Uyardılar) Osman Bey’in adının gerçekte “Otman” olduğunu savunur…

Otman adı, “Osman”a  sonradan dönüştürülmüştür…

5 Mayıs 2014 Pazartesi

BİZANS

Bizans adı halk arasında kullanılagelmiştir. Önceleri, bugünkü Topkapı sarayının bulunduğu bölgeye M. Ö. 667 yılında Yunanistan’dan gelen Megaralı Yunanlılar kurdukları kente “Byzantion” adını vermişlerdi. Bu adın, “Byzas” adlı  krallarıyla bağlantılı olduğu belirtilmiştir. Yüzyıllarca “Doğu Roma” denilen ülkeye “Bizans” denmesi İmparator Herakleios devrinde (610 – 641)  gerçekleşmişti. Doğu Romalılar İstanbul’un fethine kadar Yunanca konuşuyorlardı ama kendilerini Romalı olarak görüyorlardı. Bizans adını, 16. Yüzyılda Alman hümanist Hieronymus Wolf (1516 – 1580) da kullanmıştır. Bu ad, daha sonra, giderek yaygınlık kazanır.
Doğu Roma’nın kurucusu olan İmparator Konstantin I, bugün adı İstanbul olan kente, “Nova Roma” (Yeni Roma) adını vermişti. Ölümünden sonra, bu kent, kendi adıyla anıldı ve buraya “Constantinopolis” denildi. "İstanbul" adı da bunun, ağızlarda değişmiş halidir.

Byzantion için basılan ilk paralarda gerek Sasaniler zamanında, gerek daha sonra Roma İmparatorluğu zamanında, amblem olarak ay ve yıldız kullanılmıştır.



6 Ocak 2014 Pazartesi

HAYVAN ADLARINDAKİ “-LAN” SONEKİ "ÖLDÜREN" ANLAMI TAŞIR

Türk dilinde, yılan, kaplan, arslan, sırtlan gibi hayvan adlarının sonekleri olan –lan eki, hayvanın öldürücü olduğunu belirten ektir. Bunlar, aynı zamanda toprak hayvanlarıdır. Karada yaşarlar.

30 Aralık 2013 Pazartesi

YALANCI DOLMA NEDEN YALANCI?

Zeytinyağlı, çam fıstıklı, kuş üzümlü, içine isteğe göre tarçın, karabiber, tuz konan dolma yemeğine neden "yalancı dolma" demişler? Etli yemekler, daha doyurucu oldukları için ana yemek olarak kabul edilirler. Dolma yemekleri genelde kıyma katılarak pişirilir.Dolmanın etsiz ve zeytinyağlı olanına "yalancı dolma" denmiş. Bu adı koyan kimse, belli ki, mizah yeteneği olan biriymiş ve bu ad tutmuş, günümüze kadar gelmiş. "Dolma" adı hem dolma hem de sarma yemekleri için kullanılıyor. İçi önce boşaltılıp sonra doldurulan biber, kabak, patlıcan yemekleri için olduğu kadar, yapraklara iç malzemesi sarılarak yapılan yemeklere de "dolma" ve "yalancı dolma" denmekte.

25 Aralık 2013 Çarşamba

GEZEGENLERİN DÖNÜŞLERİ KOPERNİKTEN ÖNCE BİLİNİYORDU

Nicolaus Copernicus (Kopernik), 16. yüzyılda yaşamış olan Polonyalı astronomi bilginidir. Kopernik , yaptığı araştırmalar sonucunda dünyanın ve gezegenlerin, güneşin etrafında döndüğünü bulmuştu. Ancak bunu o zaman açıklayabilmesi kolay değildi. Kilisenin muazzam baskısı vardı.  Hatta bir yüzyıl sonra bile İtalya’da Galilei dünyanın döndüğünü söylediği için Engizisyon mahkemesinde yargılandı.
Mevlana Celaleddin-i Rumî ise, Kopernik'ten üç yüzyıl önce, 13. yüzyılda yaşamış bir ilahiyatçıdır. Horasan'da doğmuş, Konya’da ölmüştür. İnancına göre, öldüğü günün akşamı,”şeb-i aruz”dur;  düğün gecesidir, çünkü Allaha kavuşmuştur. O günün anısına “sem’a “ törenleri yapılır. Dervişler, bu törende halka halinde ve kendi etraflarında dönerler.  Bu şekilde evren sembolize edilir ve kişinin Allah’a ulaşması canlandırılır. Her yıl geleneksel biçimde Aralık ayında Konya’da gerçekleştirilen ve binlerce kişinin izlediği bu tarz sem’a ilk ne zaman düzenlenmişti?  Konya İl Halk Kütüphanesi’nin internet sitesindeki bilgiye göre, Mevlana zamanında belli bir düzeni olmayan sem’a, oğlu Sultan Veled tarafından düzene konmaya başlanmış ve 15. yüzyılda son halini almıştır. 17. yüzyılda da bir başlangıç duası eklenmiş. Bu durumda, dervişlerin,  bir merkez etrafında halka halinde ve kendi etrafında dönüşleri 15. yüzyıldan itibaren uygulanıyordu. O halde Mevlevîler gökyüzünü çok iyi tanıyorlardı. Evren, sem'a ile gerçeğe uygun şekilde canlandırılıyordu. Yani Kopernik'in astronomide çığır açtığı söylenen tarihten bir yüzyıl önce, hatta daha da öncesinde…

27 Kasım 2013 Çarşamba

GORDION HALKI ÇÖMÜYORDU!

Gordion, kalıntıları Polatlı’da olan bir Frig kenti. Kazılarda, Roma çağında yaşamış insan kemikleri çıkartılmış. Bilim adamları bu kemikler üzerinde yaptıkları incelemede şu görülmüş: Bu halkın ayak bilekleri, çömelme alışkanlıklarında olan halklarda görülen özelliklere sahip. Yani onlar da sıkça çömelirmiş.

22 Ağustos 2013 Perşembe

BAĞIRSAKLAR İKİNCİ BEYİN Mİ?


Fransa’da bağırsak rahatsızlığının tedavi edilmesi sonucunda dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorununun da giderildiği görüldü. Fiziksel sorunların duygusal etkileri üzerine gitgide daha çok araştırma yapılıyor. Örneğin son bulgulara göre, korku, anksiyete ve depresyonun iştah ve sindirim sorunlarıyla ilgili olduğu kabul ediliyor. Bağırsaklar ile beyin bağlantısı da yeni irdelenen konulardan. Dr. Greenblatt, nöronların, beyinden sonra sindirim organlarında, çok fazla sayıda bulunduğunu söylüyor ve bağırsakları ikinci beyin olarak nitelendiriyor. 

http://bigbrowser.blog.lemonde.fr adresinde yayınlanan haberde, bakterilerin bu konuda önemli rolleri bulunduğuna değiniliyor.

5 Temmuz 2013 Cuma

KİMMERLERİN TÜRKÇEYE KATTIĞI SÖZCÜK: KEMER

Kemer sözcüğü, Türkçeye Kimmer kavminin adından dolayı geçmiştir. Kimmerler, M.Ö. 8. Yüzyılda Dağıstan tarafından gelerek Anadolu’ya göç etmişlerdir. İran’da Urmiye gölünden batıda şimdiki Edremit topraklarına kadar yaygın yerleşimler göstermişlerdir. Kimmerler, Kapadokya’nın adının bile bir zamanlar Gamir/Kamir olarak anılmasını sağlamışlardır.

Kemer adının kökeninin Kimmerlere dayandığını Nişanyan bulamamış olsa da, Rizeliler bulmuştur! Rize’de Kemer dağları olarak anılan yerlerin tarihi kaynaklarda “Kimmer dağları” olarak geçmesine uyanan Rizeliler, bu adların arasında bir bağ olması gerektiğini düşünmüşler. Tarihçi Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu da 1986’da Rize’de verdiği konferansta Kimmerlerin, Kıpçakların bir kolu olduklarını, Rize’ye de göçle geldiklerini söylemiştir.

Kimmerler için Yunanlar; “Κιμμέριοι”, Akkadlar; Gamir(e) , Ermeniler; Gamir-k, Gürcüler, Gmiri derler. Tevrat’ta “Gomer” ve Asur tabletlerinde “Gimirrai” olarak geçer.

Robert Ervin Howard, Kimmerleri “Conan” çizgi karakteri ile ölümsüzleştirmiştir. “Conan”, Turan ordusunda çalışır, lakabı: “Barbar Conan”dır.

Kemer adının Kimmerlerden geldiğine dair başka işaretler de var:

Kimmerler demircilik yapmaları ve maden işlemeleri ile tanınır. Arkeologlar, kazılarda bulunan kemer (demir korse gibi) ve kemer tokalarını Kimmerlere özgü ayırt edici özellikler arasında sayıyorlar.

Gordion’daki (Kördüğüm /Ankara) mezar buluntuları, kemer ve kemer tokaları ile Kimmer kimliğini açıklığa kavuşturmuştur.

Ayrıca Kimmerler ve kemer bağlantısı Herkül söylencesinde de var:



Herkül’ün dokuzuncu görevi Amazonlardan birinin kemerini almaktır. Herkül bunun için Karadeniz’i geçer ve Kimmerler’in ülkesine gider…

Kimmerler Türkiye’de bir çok yer adına da kaynaklık yapmıştır:

Kemer adlı bir çok yer, Kirmir, Kiğmir çayları, Meles çayı (eski adı Kemer), Gemerek, Gümürü/ Gümrü...

12 Haziran 2013 Çarşamba

GEZİ PARKI / TOPÇU KIŞLASI YA DA LAİKLİK / ŞERİAT KARŞITLIĞI

İstanbul’da Gezi Parkı ya da “Taksim Gezisi” olarak adlandırılan yerde, Osmanlı döneminde bulunan Topçu Kışlası, 31 Mart olaylarında şeriat isteyenleri bir araya getiren yerdi. II. Meşrutiyetin ardından, Taksim'deki Topçu Kışlası’nda bulunan Avcı Taburuna bağlı askerler ayaklanma çıkararak Heyet-i Mebusan’ın önünde toplanmış ve ülkenin şeriata göre yönetilmesini istemişlerdi. Hükümet, şeriatçılarla uzlaşmış ve hükümet üyeleri bir bir istifa etmişti. Şeriatçı yeni hükümet de o zaman İngilizler tarafından desteklenmişti.
Topçu Kışlası Cumhuriyet döneminde yıkıldı. Yerine “Gezi Parkı” kuruldu. Bu park bir dönem “İnönü Gezisi” olarak da adlandırıldı.
Topçu Kışlasının, şeriat özleminde olanlar için önemli manevi değeri olduğu için onlar, buranın yeniden hayat bulmasını istiyorlar.

30 Nisan 2013 Salı

AYRAN AYIRIR


Ayran içeceği yoğurt ve sudan oluşur. İçinde isteğe bağlı miktarda tuz da bulunur. Yoğurt ve su yayık denen küçük fıçılara konur. Sallana sallana ayran yapılır. Dipte de tereyağı kalır. Sütten olduğu gibi yoğurttan da yağ elde edilebilir. Yağı yoğurttan ayırdığı için, bu sıvıya “ayıran” anlamında “ayran” denmiştir. Adına ilk kez 11. Yüzyılda yazılmış olan Divan-u Lügat-it Türk’te rastlanmıştır.

Tatarlar, ayrana “katık” derler. Katık, “çilek” denen kova ile ölçülür.

25 Nisan 2013 Perşembe

TÜRK DİLİNİ MERAK EDENLERİN BİLMESİ GEREKENLER

Dil ile uğraşmak, uzmanlaşmak isteyenlerin işi güçtür. Söz konusu dil anadiliniz değilse önce o dili bir güzel öğreneceksiniz. Dilbilgisi kurallarını iyice sindirmiş olacaksınız. Sözcük dağarcığınız geniş olacak. Bunun için o dilde çok kitap okumalısınız. Anlam yönünden kendinizi geliştirmek için de, o dilin konuşulduğu ülkenin tarihini, dili konuşan toplumun geleneklerini, göreneklerini ve dilde büyük etkisi olan inançlarını iyi öğreneceksiniz. Sonrası diğer bilim alanlarında olduğu gibi bilimsel yayınları izlemeyi sürdürerek siz de araştırmalar yapacaksınız.
Peki söz konusu dil Türkçe ise bunlara neler eklenebilir?
Bir kere,Türkçe’nin tarih içinde kullanıldığı yazı şekillerini öğreneceksiniz. Bunlar neler?
Tamgalar: Orhun, Yenisey yazıtları başta olmak üzere Göktürk yazısı ve onun benzerleri
Soğtça (Soğdakça): Türklerin ipek yolunda sıklıkla kullandıkları dil ile bu dilin kendine özgü yazısı
Çince, hatta eski Çince: Türk dili ve tarihi üzerine zengin hazine barındıran dil ve onun kendine özgü yazısı
Arap harfleri ile Arapça ve Farsça: Osmanlılar zamanında bu harfler kullanıldığı için öğrenilmesi gerekiyor. Sonra bu iki dili de öğrenmek gerekli çünkü, Osmanlıca öyle bir dildi ki, Arapça kökenli sözcükler Arap dilinin kurallarına göre, Farsça kökenli sözcükler de Fars dilinin kurallarına göre yazılıyordu.
Kiril harfleri ve Rusça: Türk dilini kullanan geniş halk toplulukları Ruslarla olan tarih birlikleri dolayısıyla bu alfabeyi kullandılar hatta şimdi bile kullanmaya devam ediyorlar. Aynı nedenden dolayı da Rus dili, hatta diğer Slav dillerini bilmek gerekmektedir.
Yunan harfleri: Karamanlı Türkler bilgi dağarcığınızdan eksik kalmasın istiyorsanız, bu abeceyi de öğrenmelisiniz, zira onlar Yunan harfleri ile yazmıştır.
Bulgarca, Macarca hatta bu dillerin olabildiğince eskisi: Türk dilinin geçmişi ve evrimi hakkında önemli bilgiler barındırmaktadır.
İngilizce, Fransızca, Almanca: Bunlar da bilimsel yayınları yeterince izleyebilmek için gerekli.
Sonra bir dil üzerinde önemli etken olan inançlar bilinmeli. Bunun için de Türklerin tüm inançlarını bilmek gerekir:
Animizm, Şamanizm, Gök tanrı inancı, Zerdüştlük (Türkistan Türkleri), Budizm (Orta Asya coğrafyası, Moğolistan dahil), Brahmanizm (zaten bu dine ait ilk yazılar Uygur Türkçesi aracılığıyla çözülebilmiştir), Manihaizm (Uygurlar), hatta Mazdeizm (bu tartışmalı ama tartışabilmek için de bilmek gerekir), Musevilik (Hazar Türkleri, Karaimler) Hristiyanlık /Ortodoksluk (Gagavuzlar, Bulgarlar ve diğer bir çokları), Müslümanlık (Şiilik, Sünnilik, Alevilik ve pek çok tarikat)
Yani bir tür dinbilimci de olacaksınız çünkü bunlar zaten dünyadaki neredeyse tüm dinler.
Bu dilin kapsama alanındaki coğrafyanın tarih bilgisi de gerekli:
Kısaca Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika tarihi yani bir – iki ülkenin değil üç kıtanın tarihi.
Sonra tüm bu coğrafyaya yayılan dilin ürünleri bol bol okunmalı, dinlenmeli: masallardan, öykülerden tutun, ninnilere, manilere varıncaya kadar. Özellikle sözlü kültür ağırlıklı bir dil olduğu için, şarkılar, türküler, aşık atışmaları vb. çok önemli.
Dilin günümüzde devam eden yolculuğu ile ilgili iseniz:
Son yüzyıldaki özellikle ekonomik nedenli göçler ve onunla ilgili her şey yine size bakıyor: Başta Alamancılar, Avrupa’da yaşayan Türk işçi aileleri ve onların birkaç kuşak boyunca Türk diliyle olan ilişkileri, hatta Amerika’da beyin göçü nedeniyle bulunan Türkler ve onların dilleri ve benzeri konular. Yine geniş bir alan.
Uf ne çokmuş demeyin çünkü bitmedi.
Tüm bunlar daha M.S. 5- 6. Yüzyıldan itibaren elde bulunan kaynaklarla ilgili. Ya bundan öncesi? Türkler uzaydan gelmiştir demeyenlerdenseniz ve bu tarihten öncesini de merak ediyorsanız o zaman elinize hemen bir iğne alın çünkü kuyuyu onunla kazacaksınız.
Bugün antropoloji biliminin varmış olduğu yerde şunu biliyoruz: Tüm insanlar Afrika’dan çıktı ve göçlerle dünyaya yayıldı.
Göçlerle ilgili sorunumuz yok çünkü Türklerin tarihi aynı zamanda göçler tarihi. Peki Afrika’dan Asya’ya bu göçmenler hangi yolları izleyerek hangi aşamalardan geçerek geldiler?
Bunun için ilk yazılardan başlayarak tüm eski kaynakları tarayacaksınız ve arkeoloji çalışmalarını izleyeceksiniz. Ama bunun için size psikolojik destek gerekli. Neden?
Malum ilk yazı Sümerlilerde bulunmuş, devamında da Akatça, Hititçe, eski Mısır dili, eski Yunanca, Latince… diye giden dillerdeki yazıların arasında eski Türklerden pek çok izler var. Bu konuda hele bir leb… deyin, artık karşınıza ne çıkacağı belli olmaz. Tarihte Türkler ile sorun yaşamış kim varsa, tüm hınçlarını sizden almaya kalkacaklardır. Söylemedi demeyin.
Şunlar, duyacaklarınız hakkında (key words) anahtar sözcüklerdir: Güneş dil teorisi, Atatürk milliyetçiliği, Türk ırkçıları, ahtapot Osmanlı, barbar Türkler, çoban Türkler, çocuk dili, onomatope (duyduğu sesi çıkarma), Farsça kökenli, Arapça kökenli, Sanskritçe kökenli, Yunanca kökenli, bilimsel değil, batıl, münafık, putperest, zındık, cahiliye, dikkat et, başka işin yok mu…
Meraklılara sunulur.
Ve kolay gelsin!

22 Nisan 2013 Pazartesi

YABANCI N

Çeşitli dillerde yabancı anlamı taşıyan sözcüklerde “n” sessizi bulunuyor:
Yaban, yabancı, ecnebi  (Türkçe)
Foreign, alien, strange, peregrine, outlandish (İngilizce)
Étranger, allogène, inconnu (Fransızca)
Ausländisch, extern, fremdländisch, wesensfremd, (Almanca)
чужой, посторонний, иностранный, иноземный (Rusça)
extraño; ajeno (İspanyolca)
estraneo, estraneo, straniero (İtalyanca)
ξένος, παράξενος (Yunanca)
vreemdeling, buitenlander, vreemdelinge, onbekende (Hollandaca)
nieznajomy (Polonyaca)
desconhecido, alienígena, desconhecida, estrangeira  (Portekizce)
främling (İsveççe)

26 Mart 2013 Salı

“R” DÖNER TUR ATAR TEKER TEKRAR ÇEVRİLİR

Birçok dilde yuvarlaklık bildiren sözcüklerde “r” sessizi var:
Daire, çember, yuvarlak, küre, teker (Türkçe)
Circle, round, sphere (İng.), rond, cercle, roue (Fr.), cerchio, rotondo, ruota  (İt.),
circulo, rueda, aro (İsp)
Ringjoon (Eston), cirkel (Dan), zirkulu (Öskara/ Bask)
Kruznica (Hırvat), kör, kerek, karika (Macar), okruh, kruh (Slovak)

SALT L

Birçok dilde yalnızlık bildiren sözcükler “L” sessizini içeriyor;
Yalnız, salt (Türkçe)
Jalğız (Kazakça)
Seul (Fransızca)
Solo (İtalyanca)
Alone, single, only (İngilizce)
Allein (Almanca)
Αποκλειστικός (Yunanca)
Enlig (Danca)
Jalanguz (Gagavuzca)
la (Yalnız bırakmak) (Hititçe)

L ANNONCE SOLITUDE

La consonne “L” se trouve dans les mots déterminant la “solitude” dans plusieures langues:
Seul (français)
Yalnız, salt (turc)
Solo (italien)
Alone, single, only (anglais)
Allein (allemand)
Αποκλειστικός (grec)
Enlig (danois)
Jalanguz (gagaouze)
la (laisser seul) (hittitien)

20 Mart 2013 Çarşamba

R TOUT SEUL INSPIRE SPHERE DANS PLUSIEURES LANGUES DU MONDE

Il y a “r” dans les mots déterminant sphère dans les langues du monde.
Daire, çember, yuvarlak, küre, teker (turc)
Circle, round, sphere  (ang.), rond, cercle, roue (fr.), cerchio, rotondo, ruota (it.), circulo, rueda, aro, redondo (esp)
Ringjoon (est,), cirkel (dan), zirkulu (euskara)
 Kruznica (croate), kör, kerek, karika (hongrois) okruh, kruh (slovaque)

19 Mart 2013 Salı

NENEN ÇARIK GİYERDİ HİTİTLER TULUM ÇALARDİ

“Mısıri kuruttun mi, anbarda duruttun mi
Nenen çarık giyerdi, bunları unuttun mi”
Karadeniz’in güzel türkülerindendir. Müzik kültürümüzün önemli bir zenginliğini taşır kuzeyimiz. Horondu, tulumdu, hareketli türküleriydi pek severiz.
Tulum demişken, en eski tulum resimlerinden biri Boğazköy tabletlerinde bulunmuştur. Bizim müzik ders kitaplarında var mıdır bu acaba? M.Ö. 1300 yılında tulum ve saz çalan figürler yapmışlar. Hititli hemşehrilerimiz tulum çalar, sazlarının ucuna püskül takarlardı, çarık da giyerlerdi.
Tulum çalan figürlere eski Mısır buluntularında ve Roma dönemi eserlerinde de rastlanmıştır. Uzun bir tarihi vardır tulumun. Geniş bir coğrafyada da çalınır.
Bulgaristan’da adına “gaba gayda” derler. İngiltere’de “bagpipe”, İtalya’da “zampogna”, Galiçya’da “gaita”, Güney Hindistan’da “sruti upanga”, Macaristan’da “duda”, İsveç’te “säckpipa”, Fransa’da “cornemuse”, Estonya’da “torupill” derler.
Tarihe ve coğrafyaya ilgi gösterdikçe bilgiler katlanarak artar.