12 Şubat 2012 Pazar

BİR ZAMANLAR AYDIN’IN ADI KAYSERİ, ANKARA’NIN ADI SİVAS İDİ…

Bugünkü Kayseri’nin adı, Caesarea sözcüğünden dönüşmüştür. Kısaca Sezar olarak bilinen Gaius Iulius Caesar’dan sonra da bu ad Romalı hükümdarlarca kullanılmıştır. Sezar’ın kendisi bu adın,“fil (öldüren)” anlamında olduğunu belirtmiş. Zaman içinde “kral”, “hükümdar” anlamı kazanmıştır. Romalı ve Doğu Romalı hükümdarlar da, hizmet getirdikleri bazı kentlere de bu adı vermişlerdir. Bugün Aydın ilinde bulunan, Tralleis kenti, M.Ö. 26 yılında büyük bir depremde yerle bir olmuş, ve yeniden inşa edilmiştir. Yeniden kurulduğunda ise, 30 yıl kadar bir süre Caesarea ismini taşımıştır. Bugünkü Sivas’ın adının ilk hali olan Sebaste de Romalılar zamanında birden fazla yerde kullanılmıştır. Bunlardan biri de bugünkü Ankara’dır. Sebaste, ”majestenin kenti” anlamına gelen Augusta’nın Yunanca çevirisidir. Augusta’nın kökenine bakılınca, “adanmış yer, kutsal yer” anlamına gelir.

7 Şubat 2012 Salı

MASA, “KURBAN SUNAK YERİ” İDİ…

Osmanlılarda yemek yemek için masa kullanma adeti 19. Yüzyılda ortaya çıktı. Batılılardan görüp benimsenilmiş olduğu için, “masa” olarak adlandırılan bu eşyanın adının Latince kökeni “mensa” idi. Mensa, yemek yenen masa için kullanıldığı gibi, kimi yerde, “alter” olarak da adlandırılan kurban sunak yeri için de kullanılıyordu. Bu kullanım ise, İsa’nın son yemeğine ve ” insanlık için kurban edilmiş olduğu” inancına bağlı idi…

24 Ocak 2012 Salı

TÜRKÇE’DE ORGAN ADLARI

Türkçe’de organ adları, “n”, “k”, “l”“ş”, “z” ile biter:
Burun, karın, boyun, alın, taban, bıkın (bel), yan, erin (dudak), yağrın (sırt), aşkazan (mide), eğin (arka, sırt).
Kol. bel, el, gönül
Ayak, bacak, parmak, kuyruk, bağırsak, damak, dalak, dudak, yürek, iyek - enek (çene), emçek (meme)...
Boğaz, ağız, omuz, yüz…
Diş, baş, kaş…

7 Ocak 2012 Cumartesi

AMERİKA’NIN MEYVE TARİHİ – 2 (İzmir’in incirleri / arıları)

Yeni kıtanın keşfinin ardından, buranın ikliminin ve toprağının elverişliliğini artırma çabaları kesintisiz şekilde sürdü. Meyve ağaçlarını bodurlaştırmadan başka, Avrupalıların ağız tatlarına uygun meyve – sebze yetiştiriciliği de önemli uğraşlardan biriydi. Amerikalılar, incir, özellikle de İzmir inciri yetiştirebilmek için uzun yıllar çaba harcadılar.
19. yüzyılın sonlarında ABD, kuru İzmir inciri ithalatına yılda yaklaşık 700.000 dolar harcıyordu. Amerika’da yetiştirilen incir daha ucuz olmasına rağmen tatsız, lezzetsiz olduğu için tercih edilmemekteydi. Özellikle California incir yetiştirme için uygun iklim koşulları taşıyordu ama, buranın incirinin değeri, ton başına 200 – 400 dolardı.
İncir kalitesini artırmak için 1880 yılında ABD’ye İzmir’den, aşılama için incir dalı getirildi. Aşılama yapıldı ama, incir istenen kalitede olmadı; tatsız ve buruşuktu. Amerikalılar, yine de, kendi topraklarında kaliteli İzmir incirini üretme çalışmalarından vazgeçmediler. Konu üzerine kafa yoran bilim adamları, gerçek bir aşılama için, “Blastofaga grossorum” denen küçük arı cinsine ihtiyaç olduğuna karar verdiler. Bu arılar İzmir incirinde yaşıyorlardı. Erkeği, incirin erkek kısmında, dişisi de incirin dişi çiçeğinde yaşıyordu. Yalnızca dişisinde kanat olan bu cins arılar baharda çiftleştikten sonra incirin de döllenmesini sağlıyorlardı… Bu küçük arıların ABD’ye gelmesi, 1891 Temmuz’unu bulmuştu. Ancak küçük hayvancıklar, bu yabancı topraklara zamansız gelişlerini canlarıyla ödediler; aç ve açıkta kaldıkları için telef oldular.
Daha sonra bir parti arı daha İzmir’den getirildi. Bu defa, dış etkilerden korumak için kavanozlara yerleştirildiler. Ancak çıkarıldıkları zaman, incir ağacından beslenemeyecek kadar bitap düşmüşlerdi. Onlar da öldüler.
Bir incir yetiştiricisi, bunun üzerine, İzmir incirini tüy yardımı ile suni olarak döllemeyi denedi. Ancak başarılı olamadı. Konuya Amerikan Tarım Bakanlığı el attı ve arıların ithal edilerek ABD üzerinde hayatta kalmaları için çalışmalar başlattı. Bazı bilim adamları özel görevle doğuya (tabii Anadolu’ya) gönderildiler ve aylar süren gemi yolculukları yaparak, incir ve arı örnekleri topladılar. Bu örneklerden bir oğul üremeyi başardı ve sonunda 1899 yılında İzmir inciri ABD topraklarında döllenebildi.
İzmir inciri adıyla bilinen incir aslında Aydın’da yetiştiriliyordu. İzmir’de gemilere yüklendiği için bu isimle anılıyordu. Aşı dalları, koruma altında olmasına rağmen, yurt dışına çıkarılabilmesi için belgelerde ABD’liler tarafından“meyankökü” olarak belirtilmişti. Ancak gümrükçüler sonradan durumu anladılar. İstanbul’da, 18 Aralık 1886’da konu ile ilgili yayınlanmış olan bir makalede “nasıl olsa tutmaz” görüşü işlenmişti…

24 Ocak 2011 Pazartesi

D’NİN EVRİMİ

D sesinin, dillerde, kuzeyden güneye, doğudan batıya, geçmişten bugüne doğru “y” sesine evrildiği bir çok örnek vardır:

Rusça’da evet, “da” iken,
Almanca’da, ‘ja” (ya okunur),
İngilizce’de “yea” sözcüklerini görüyoruz.

Türkçe “ayak” sözcüğü,
Eski Moğolca’da “padak”, iken,
Türkçe”de tarih boyunca, “adak” sözcüğünden evrimleşerek,
“ayak” olmuştur.
Yakutça’da ise “atah” biçimini almıştır.

“Adım” sözcüğü de, ayak ile aynı kökten gelmektedir. Bunda “d”, aynı kalmıştır.

Türkçe’de “d” sesi, “y” dışında, “t”, “z”, “r” seslerine de evrilir. Bunlar, özellikle kuzey lehçelerinde görülür.

16 Ocak 2011 Pazar

YIL – YULE – CIL – ILIOS – ALİ

Yıl kelimesi ile bir güneş çevrimi anlatılır. Dünyanın, güneş etrafındaki turunu tamamladığı zamandır; yıl. Pagan inançlarının hepsinde bu döngünün bitimi ve yeni döngünün başlangıcı törenlerle kutlanır.

Buna, Keltlerde “yule” denir, Türklerde “yıl”. Kırgızlar “cıl”, Kazaklar “jıl”, Uygurlar “jil”, Azeriler “il” derler.

Yıl, güneş etrafında dönüştür. Güneş, Yunanların “Ilios”udur, Aleviler için “Ali”nin simgesidir.

Yeni yıl bayramlarında eski yılı saçlı, sakallı, yaşlı bir adam simgeler; yeni yılı da yeni doğan bir çocuk. Pagan / şaman inancındaki tüm halklarda bu simgeler bulunur. Halka halinde danslar yapılır buna, orta Avrupa’da “hore”, Türkiye’nin Karadeniz bölgesinde “horon” derler. “Hore ruz”, güneş günü demektir.

5 Ocak 2011 Çarşamba

BOZKURT NE DEMEK?

Bozkurt, kamlık inancında mavi ışığın simgesidir. Pagan inançlarda simgelerin gerçek anlamı herkese açıklanmazdı. Boz (por) renk, kara ve akın karıştığı renktir. Ama, kara, hep siyah değil, ak da hep beyaz değildir. Kara yer ana; ak, gök babadır. Yerle göğün birleştiği an ufukta bir mavi ışık görünür, işte bu ışıktan da insan dünyaya gelir. Mitolojilerde içinde bozkurt geçen hikayelerde simgelenen budur. Zaten bozkurt, hep yaratılış öykülerinde geçer. Mavi ışık, doğumun, yeniden yeniden doğumun simgesidir. Elen ilinin Arkadia bölgesindeki Pelag halkının yaratılış efsanesinde de bu böyle geçer, Moğolların Gizli Tarihi’nde de, Türklerin Ergenekon’unda da.. Elle bozkurt işareti yapıp göğe tuttunuz mu, gökyüzündeki 15 derecelik açıyı ölçersiniz... Kamlar geçmişin doğabilim ve gökbilim uzmanları idiler ama bilgileri hep simgeler aracılığıyla kuşaklara taşıdırlar. İsa’nın yeniden doğuşu için yine mavi ışığı bekleyenler var. Bu inançlar binlerce yıl öncesine gidiyor. Yoksa ne kimsenin kurttan türediği var, ne de herhangi bir ırkın diğerine üstünlüğü...