14 Eylül 2010 Salı

İNTERNETTE ADRES ÇUBUĞUNDA NEDEN WWW YAZILIR?

İnternet denen ağ sistemi, ilk kez İsviçre’de bulunan Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nde kurulmuştu. Bu merkez kısa adıyla “CERN” olarak bilinir.
CERN’de çalışan bilgisayar programcılarından, Tim Berners Lee, bir bilgisayar dili oluşturmuştu. Bu dile de, Zengin Metin İşaret Dili (Hyper Text Markup Language – HTML) adını vermişti. Amacı, CERN’deki fizikçilerin, araştırma sonuçlarını paylaşabilmeleri idi.
Bunun için de şu ismi kullandı: World Wide Web (WWW) : Dünyaca Yaygın Ağ...
Bu ağın kullanımına 13 Mart 1989 günü başlandı. 1991 yılında da dünya çapında yayına girdi.
Tim Berners Lee, bu buluşundan para kazanmak yerine, herkes tarafından ücretsiz kullanılabilsin diye, bir de W3C vakfını kurdu. İngiltere Kraliçesi ise ona “Sör” (Sir) unvanı verdi.

11 Eylül 2010 Cumartesi

MAL MÜLK KİME EMANET EDİLİR? TABİİ Kİ HERGELE İLE LİSELİ APOLLOYA...

Mal sözcüğü Türkçeye Arapçadan girmiştir. Arapçada, menkul varlık, davar, zenginlik, servet, gelir anlamları da vardır. Mal’dan türemiş diğer sözcükler şunlar:
mülk (milk), malik, emlak, istimlak, malikane, mamelek, meleke, melik, memleket, memluk, müstemleke, temellük, temlik...

Arapçadan başka Sami dillerinde de benzer sözcükler vardır:
Fenikelilerde Krallara Baal, Bil, Akatçada Milq, Melk ünvanları verilirdi.

Melkart veya Milkqart Fenikelilerin Sur kentinin koruyucu tanrısının adıydı qart, Fenike dilinde kent anlamına gelirdi. (Akatçası qartu)

Makedon kralı İskender, önde gelen Fenike kentleri Arados, Byblon ve Sayda’yı fethettikten sonra, Sur kentini kuşattı. Sur Melikesi koştu ve İskender’e bağlılık bildirdi. Böylece İskender Sur kentini de rahatça fetih topraklarına katacaktı... Ama...
Böyle olmadı.
İskender burayı işgal etmek için bir mendirek inşa ettirdi. Ardından Fenikelilerin direnişleri karşısında kanlı bir saldırı ile burayı sonunda topraklarına kattı.
Neden?
Sur Melikesi, İskender’e bağlılığını belirttiği halde neden böyle oldu?
Sebep, Melkart idi...
İskender, Melikeye Melkart tapınağında kurban sunmak istediğini söylemişti...
Çünkü İskender bir Makedondu ve Makedonlar Herakles’e inanır ona taparlardı. Melkart da Makedonların tanrısı Herakles’in Fenike’deki karşılığıydı. Fenikeliler, Makedonların gücünü görmüş, savaşmayı göze alamamış, biat etmeyi uygun görmüşlerdi. Ama Melkart onların tanrısıydı ve Makedonların, onu, kendi Herakles’leri yerine koymasını asla kabul edemezlerdi...
Bunun için canları pahasına direndiler.
Makendonların kanlı saldırısından kurtulanlar olmuştu: Melkart tapınağına sığınanlar... İskender, tapınağa sığınan herkesin (kral dahil) canını bağışladı ve Fenikelilerin yüzlerce yıllık Sur kenti, bir Makedon kolonisine dönüştü.

Herakles için Fransızlar Hercule (Herkül) derler. Çapkın olduğu kadar kuvvetli bir tanrıdır. Arkadya’nın güzel prensesi Auge (Avge)yi hamile bırakmıştır. Avge, oğlu Telefos’u doğurmuş ama dışlanmış olduğundan, baba topraklarında artık kalamamış ve Bergama’ya sığınmıştır, burada da ölmüştür. Mezarı Bergama’dadır ama yeri bulunamamıştır. Bergama ve yöreleri de eskiden Makedon nüfusun yoğunluklu olduğu yerlerdi. İskender de, Aristo’dan ne öğrenmişse, buralarda öğrenmiştir. Daha Bizans, Bizans olmadan entrika merkezi Atina idi. Aristo, da burada, entrikalar sonucu Yunanlı egemenlerin gözünden düşünce, kafayı dağıtmak için Misya'ya, akrabalarının yanına varır. Misya bugünkü Balıkesir, İzmir taraflarıdır. Makedon kralı Filip de oralardadır. Çağırtır Aristo'yu, ona der ki, "Madem senin kıymetini bilmediler. Hele gel şu benim haşarıyı adam et!". Böylece Aristo, küçük İskender'in özel eğitmeni olur. Öyle ki, İskender onun için "ikinci babam" der. Aristo ona ne öğretmişse mutlaka Doğu bilgileridir; çünkü İskender, büyüyüp de dünyanın tanıdığı "Büyük İskender" olduğunda, gözünü doğrudan doğruya doğuya dikmiş, hırsla hep doğuya saldırmıştır. Aristo ise, öğretmenliğini tamamlayıp, onu, dünyaya bela olmaya hazırladıktan sonra, Atina’da bugünkü Panathinaikos takımının stadının bulunduğu yerin yakınlarında kendi okulunu açar: “Lise”yi kurar. Burada, sonradan Atatürk'ün “sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” diye özetlediği eğitim anlayışı ile dersler verir. Derslerini de ağaçların arasında gezinerek anlatır. Buraya neden Lise adını vermiştir bilinmiyor. Yunanlar, Moğolların yaratılış öyküsünün nerdeyse tıpkısı olan bir “kurt hikayesi” anlatıyorlar. Oysa Atina’da kurt yok... Kimileri de, Likya ile ilgilidir diyor, kimi "ışık" anlamına gelir diye yorum yapıyor. Ama Lise, doğulu Apollo için kullanılan bir sıfattır. Apollo, Yunan mitolojisinde güneş tanrısıdır. Mersin’deki antik Soli (latince güneş demek) kentinden bol bol Liseli Apollo heykelleri çıkmıştır. Sağ eli başının üzerinden yay halinde uzanır, sol eli yere dönüktür. Bu tarz tanrı heykelleri ise, daha öncelerde İÖ 1400’lü yılların Mezopotamya’sındaki Baal heykellerinde görülür... Apollo, Hurrilerin Aplu’su, Mezopotamya’nın Baal’ıdır. Baal, sağ eliyle gökteki fırtınayı tutarken, sol eliyle yerdeki yılana hakim olur. Böylece hem yerin hem göğün "meliki"dir. Apollo ise bir taraftan güneş tanrısı olarak kabul edilir, diğer taraftan da yılanı, şifacılığının simgesidir.

Fenikelilerin Ugarit kentinde bulunan altı tablette, gökler tanrısı Baal’ın seferleri hikaye edilir. Fenikenin eli çivi tutanları, Sümer tabletlerini kendi dillerine çevirip yeniden öykülemişlerdir. Baal hikayeleri, Sümerlerin “Marduk” diye tanınan elli isimli tanrısının seyr-ü sefer hikayeleridir.

Baal batıda Apollo olmuştur.

Melkart, Herakles yerine kurban almıştır. Türkçede ise Herakles, “hergele”ye dönmüştür. İzmir Karşıyaka’da Hergele meydanı denen bir yer vardır. Karşıyakanın gediklilerinin anlattığına göre, geçmişte burada güzel bir kız ile yakışıklı bir erkek heykelleri varmış ve gençler burada piyasa yapar, bakışır, flört ederlermiş. Bu, Herkül inancında görülen adetlerdendir. Herakles’in çapkınlığından atıfla buraya “Hergele Meydanı” denmiş olmalı. Günümüzde ise, erkek ve kız heykelleri “ayıp” bulunmuş ki, ve meydandan kaldırılmış yerine, oyuncağa benzeyen bir “deniz kızı” heykeli konmuş... Ankara’da da bir Hergele meydanı vardır. Orası hakkında da bir “eşek pazarı” hikayesi anlatırlar. Mal, melik, hergele deyimlerinin bunun gibi sessiz ve ortak hikayeleri vardır.

PULASATLAR (FİLİSTİNLER) PELAGLARIN TORUNU MUYDU?

Eski Mısır’da II. Ramses’in ve Merenptah’ın hüküm sürdüğü yıllarda, Akdenizden derleme halklar, “Deniz halkları” diye anılan topluluklarla, Doğu Akdeniz kıyılarına kitlesel olarak göç etmişlerdi. Bu halkların arasında bulunan ve Pulasatlar (kimi yerde Purasatlar diye geçiyor) veya Tereşler denen halkın, Filistin kıyılarına yerleşerek, buraya Filistin denmesine neden oldukları biliniyor. Pulasatlar hakkında fazla bilgi bulunmuyor. Mısırlılar, bunların başlıklarını tüylerle kaplı olarak resmetmişler. Pulasatların konuştukları dil, Sami dillerinden değildi. Bunlar, Ege havzasından gitmişlerdi. Halikarnas Balıkçısı, Filistin’e sonradan “Lat” adını alacak olan “Leto” heykelini bunların götürdüklerini yazar.

Mısır metinlerinde “trş” şeklinde yazılan isimleri, tereş, taraş, turuş, tiriş... şekillerinde söylenebilir. Bunu kesin bilmiyoruz. Sembolik olarak “Tereş” kullanılıyor. Ancak İsrailli akademisyenlerden, bunlar için “Etrüskler” diyenler de var. Karnak yazıtlarında onlar hakkında, “Her yerden gelen Kuzey halkları” deniyor. Göçebe bir halk mıydı acaba?

Eski Mısır elyazmalarını inceleyen Emmanuel DE ROUGE, Pulasatların ya da Filistinlerin, Pelaglar olduğunu ortaya atıyor. Pelaglar, Orta Yunanistan ve Girit’in yanı sıra, bizim Ege kıyılarının da eski halklarındandı.

Dilleri hakkında kesin bilgi olmayan Pulasatlar, yöneticilerine “seren” veya “seran” diyorlardı. Yunanca “tiran” bu sözcükten türemiş olabilir...