23 Temmuz 2010 Cuma

PORSUK

porsuk: sansargillerden, su kıyılarında kazdıkları deliklerde yaşayan, pis kokulu bir hayvan.

Nişanyan’a göre, adı “boz renk”ten geliyor. "Z" sesinin “rs”ye dönüşümüne örnek olarak da, diz ve dirsek örneklerini veriyor. Alıntı olmayan, Öztürkçe bir sözcük olarak kabul ediyor.
Kaşgarlı’da “borsmuk” ve Oğuz Türkçesinde ve eski Kıpçak dilinde “borsuk” olarak geçiyor

Peki, diğer dilbilimcilerin görüşleri ne?

Gülersoy’un araştırmalarına göre,
Porsuk sözcüğünün değişik anlamları var ve bunların arasında köken ve anlam bakımından büyük fark bulunmakta.

Porsuk (isim): 1) dolaşık
2) yorgun, güçsüz, sinmiş
3) kırlarda biten, içi dolu, kötü mantar

porsu- (fiil) : I) öfkelenip kızarmak, bozarmak
1. renk değiştirmek
2. ağarmak
3. utanmak
4. solmak, sararmak
5. yüz ekşitmek
6 karpuz, kızarmak

II) eskimeye yüz tutmak
(Ses değişimi ile) pörsümek : gevşeyip sarkmak
pörsük: gevşeyip sarkmış

Porsuk sözcüğünün isim olarak hayvan adı dışındaki diğer anlamlarının porsuk hayvanı ile ilintisi açık değil.

Bu durumda, porsuk hayvanına, adı, renkle ilintili olarak verilmiş olmalı.

Bang’a göre: bor (gri, kül rengi)nden geliyor.
Clauson, Toharca “borsı/porsı”dan geldiğini öne sürüyor. Ancak, Toharca’nın büyük bir kısmı Türkçe ve Moğolca kökenli alıntılarla dolu. Bu da onlardan biri gibi görünüyor.
Brockelmann, “bursumak” ile ilintilidir diyor, Oğuzca “bursuk” sözcüğünü örnek gösteriyor.
Şcerbak, bor ve boz kökenine karşı çıkıyor ve buna abuk subuk bir gerekçe gösteriyor.
Ramstedt, Moğolca “borki”den geliyor diyor.
Róna – Tas : borsumak’tan gelir diyor; yani “pis kokmak” anlamında.
Doerfer ise, porsuk adının renkle ilintili olduğuna karşı çıkar; “bors”tan gelir ve “–uk küçültme eki almıştır” der.
Talat Tekin ise, her zamanki orijinalliği ile, borsmuq sözcüğünü irdeler ve “bor”dan gelir der. Yani, şişman, gürbüz anlamında. Kırgızcada borgi, güçlü, sağlam, sağlıklı anlamına gelir. Bordamak ise, semirtmek anlamındadır.
Eren, “etimolojisi tartışmalı ve karışıktır” der ve işin içinden çıkar.
Gülersoy ise, Anadolu ağızlarında tavşan için “porsun” dendiğini örnek göstererek, porsumak’tan gelmiş olabileceğini ileri sürer.

Anadolu’ya bakarsak:
Artvin’de, Yusufeli Uşhum köyünde “porsoh” diyorlar.

Benim şöyle bir iddiam var:
Gümüşhane, Artvin –Ardanuç ve Kayseri – Bünyan’da, ağaç ya da topraktan yapılmış su borusu, künk anlamında, “pohrek” diyorlar.
Buna benzer, bir de pöhrenk var; Kars ve Malatya’da kullanılıyor, “yeraltında kapalı su yolu, künk” anlamında. Bu sözcükler de porsuğun, su kenarlarında yer altı kanallarında yaşamasından öykünerek türetilmiş olmalı.

Künk anlamına gelen, ”pöhrenk”ten başka, ağızlarımızda şu sözcükler bulunuyor:
Parhenk (Erzincan), pehrenk (Trabzon), pohrenk (Artvin), porgank (Malatya), porhank (Erzincan, Bitlis, Muş- Varto), porhenk (Erzincan), pornek (Elazığ), poynek(Malatya –Arapkir), poyra (İzmir, Kastamonu, Çankırı, İstanbul, Sinop – Boyabat, Amasya – Merzifon), poyre (Kastamonu), pöfrek (Adana), pöğrek (Tokat – Zile, Ordu – Perşembe, Ankara – Kalecik, Çorum), pöğrenk (Sinop), pöhenk (Antakya), pöhrek (Sivas – Suşehri), pöhren (Çorum), pöhreng (Kerkük), pörek (Kayseri), pörenk (Giresun, Kars, Kayseri), pövrenk (Samsun), pöyre (Kastamonu, Çankırı), pöyrek (Çankırı, Ordu, Ankara), pöyrenk (Niğde), purhank (Erzincan), pührenk (Erzurum), pürenk (Rize – Mesudiye, Sivas).

Bu arada İzmir ağzındaki “poyra” sözcüğü hakkında bir değinmem olacak. Poyra, tekerleğin ortasındaki geçiş deliği anlamına da geliyor. Bu da künk anlamındaki "poyra"dan, porsuk deliği / boru deliği gibi bir benzetmeyle üretilmiş olmalı. Bunun tersi de olabilir. Ama o zaman, çeşitli illerimizdeki “Poyracık” şeklindeki yer adlarının anlamı nedir? Bence, poyra, “porsuk” sözcüğünün mecazi olarak türetilen künk anlamına gelmesine rağmen, bazı boylar tarafından bir süre porsuk olarak da kullanılmış olmalı. Bu durumda, “poyracık” küçük porsuk anlamındadır.

Ağızlardaki kullanımı "porsuk"un ilk halinin por+renk (bozrenk) olduğu görüşünü destekliyor. Zaten Türkçe'de evrimleşme çağlar boyunca r'lerin ş/z'lere dönüşmesi ile sürmüştür. Porsuk, boz renginin ilk hali olan "por" şeklini korumuş.

Diğer dillerde porsuk için ne ad veriliyor?
Azerice: porsug, porsuq, Başkurtça: burhık, Kazakça: borsık, Kırgızca: Kaşkulak,
Özbekçe: borsuk, Tatarca: bursık, Türkmence: torsuk, sakartorsuk, Uygurca: borsuk, Tuvaca: morzuk, Çuvaşça: purăş, Karakalpakça: porsık, Başkurtça: burhık, Nogayca: borsık, Balkayca: borsuk, Kuğu dili: morsık, Kuğu diyalektleri: morokon, Altay diyalektleri: yorokon, Moğolca: coruqan

Rusça: barsuk, İskoç galcesi /kelt: broc, Macarca: borz, Litvanyaca: barsukas, Rumence: viezure, Polonyaca: borsuk, İskoçça:brock

Latince: meles meles, Katalanca: toixò, İngilizce: european badger,
Öskara (bask dili): azkonar, Fince. Mäyrä, Fransızca.: blaireau européen, Latviaca: āpsis.

İngilizce’deki badger, “nişanlı, izli” anlamında, porsukların alınlarındaki benekten geliyor. Fransızca “blaireau” ise, “beyazlı” anlamında. Porsuğun alnındaki lekeden geliyor anlamı. Kelt lehçelerindeki broc, broch, brock sözcüklerinin kökeni için İngiliz dilbilimcileri “bilinmiyor!?” diyorlar. Yalnız, 15. yüzyıldan itibaren görülen bir deyimde, pis kokan, leş gibi adam anlamında geçiyor.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

SADANA

Sümerce'den evrimleşerek dilimizde yaşamaya devam eden bir kelime de "sadana". Sadana (veya sadına) yöresel ağızlarda, sersem, ahmak, akılsız anlamlarında kullanılmakta. Sümerce'deki kökeni ise, "sağ-du-nu-tuku". Anlamı o zaman da aynı; aptal, sersem anlamında ama, bileşenlerinin tek tek çevirisi şöyle: "kafa + yok + olmak". Sümerce'de kelimelerin oluşturulma tarzı hep bu şekilde. Günümüzde tarz olarak böylesi kelime ve cümle oluşturma Çince'de yaşıyor. İlginç olan bir diğer unsur ise şu; sadana/sadına kelimesi yalnızca Türkiye Türkçesinde mevcut. Diğer Asya Türkçelerinde kaydına rastlayamadım! Bu ne demek oluyor? Bir olasılıkla, Anadolu kültüründe Sümerlilerin tarihî etkileri kesintisiz sürdürülmüş olabilir.

4 Temmuz 2010 Pazar

AMERİKANIN MEYVE TARİHİ

Beyaz adam, Amerika’ya gidip sömürgesini kurduğu zaman, başlarda, meyve ağaçları yönünden sıkıntı yaşadı. Ağaçlar çok yüksekti ve tohumdan yetişen ağaçlardı. Meyvelerin tatları da beyaz adama hoş gelmiyordu. O da bunları atlarına yediriyor ya da şıra yapmada kullanıyordu. Çiğ meyve yiyebilmek için, lezzetli meyveler yetiştirmek üzere küçük meyve bahçeleri oluşturuldu. Buraların meyvelerine “eating fruit” (yenecek meyve) diyorlardı. Amerika yeni dünyaydı ya, eski dünyanın mirasını burada da biriktirebilmek kolay değildi.

Aşılama ve diğer teknikler kullanılarak bu meyve bahçeleri daha verimli hale getirildi. Ağaçların bodurlaşması için de zaman gerekti. Eski resim ve gravürlerde çocuklar, elma ağacının tepesinden aşağıya elma atarken çizilmişlerdi. Günümüzde ise, bir insan boyuna yakın olan elma ağaçlarından, meyveler kolayca toplanabilmektedir.